İşveren Kimdir?

Yasal tanımını iş hukuku içinde bulan işveren, aslında kullanılırken çokta dikkat edilmeyen bir kavramdır. Müteşebbis, sermaye sahibi, tüccar ya da sanayici tanımları ile eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Oysa sayılan bu isimlerin birçoğunu bazen işveren sıfatı ile bütünleştirmek mümkün olmayabilir. İşveren tanımı kelime olarak İŞ kökünden doğmaktadır. Gerçekten de ortada iktisadi ve işletmesel anlamda bir organizasyonun varlığı mevcut olmalı, mevcudiyeti meydana getiren kişinin de yapacaklarında tanımladıklarına İŞ denmelidir. Bu anlamda tanımlanmış işin, yapacak olan kişilerle buluşturulması da İŞİ VEREN şekline dönüşmelidir. Dolayısı ile İş, işi yapanla bir anlam kazanacağı için de ihtiyaca yönelik İŞÇİ kavramıyla bütünleşecektir.

4857 sayılı İş Kanununun 2 maddesinin birinci fıkrasına göre”  İşçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren “ denir. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere işveren tanımı, dolaylı olarak iş ve doğrudan da işçi kavramından doğmaktadır. Bu anlamda işverenin gerçek veya tüzel kişi olup olmaması yahut özel hukuk veya kamu hukuku tüzel kişisi olması da önem taşımamaktadır. İşveren tanımını yapabilmek için işçi kavramını esas tutmak ön şarttır. Şu halde işveren hem iş yapma borcunu işçiden istemeye hem de işçiye talimat vermeye yetkili bulunan kişidir.    

 Her işçi çalıştıran değil, sadece iş sözleşmesine dayanarak başkasını çalıştıran kişiyi işveren olarak kabul etmek gerekir. Çünkü kişiyi çalıştıran onu hizmet akdine değil de istisna (eser, vekâlet, nakliye, neşir, adi şirket sözleşmeleri uyarınca çalıştırırsa bu ilişki sonucu iş sahibine işveren denilemez.

 İşveren kavramının ortaya çıkmasında yapılan işin türü ve niteliğinin bir önemi yoktur. Bir üretim faaliyeti yanında hizmet de işverenin maddi veya fikri ihtiyacının karşılanması açısından gerekli olabilir. Öte yandan, işin 4857 sayılı İş Kanununun 10. maddesi anlamında süreksiz-sürekli bir iş veya basit ya da güç iş olması o işi gördüren kişinin işveren niteliğini etkilemez. İşverenin işyerinde kendisine ait bazı sorumluluk ve yetkileri devretmiş olması, devralan kişiyi işveren yapmayacağı gibi, işverenin bu sıfatını da etkilemeyecektir.

 Ferdi İş Hukuku alanındaki yasalardan İş Kanunu ile Deniz İş Kanununda işveren hukuki kişiliği önemli değildir. Her iki kanuna göre işveren, gerçek kişi olabileceği gibi, tüzel kişi de olabilir. Tüzel kişilerde kamu hukuku tüzel kişisi-özel hukuk tüzel kişisi ayrımı yapılmaksızın işveren olarak kabul edilmişlerdir. Bunların yanında; tüzel kişiliği olmayan bir gerçek kişiler topluluğu olan “adi ortaklık” BK. M. 520 vd.) ile deniz ticareti işletmelerinde bir “donatma iştiraki” (TK. M. 591) her iki kanun bakımından işveren olarak kabul edilmişlerdir. Fakat 5933 sayılı Basın İş Kanunu bakımından durum farklıdır; Bu kanuna göre basın işvereni, gerçek kişinin yanında sadece “özel hukuk tüzel kişisi” olabilecektir; Kamu Hukuku tüzel kişileri bu kanun anlamında işveren olarak kabul edilmeyecektir. Bu sonuca Basın İş Kanununun 2. maddesindeki esastan varabilmekteyiz.

 İşyerinin mülkiyeti işveren sıfatının belirlenmesinde önemli değildir. Arsa sahibi namına inşaat yapan bir kişi çalıştırdığı işçilere karşı işveren durumundadır. Sosyal sigorta yönünden işyerinin arsa sahibi adına kayıtlı olması ve sigorta priminin onun tarafından ödenmesi sonuca etkili değildir. Ancak, yapılan işin işletmesinin kime ait olduğu ve çalışma şekli önem arz eder. Yargıtay, işyerinin yapımını ihale ile alıp bitirerek teslim eden firmadaki çalışmanın işyerini çalıştıran işverende geçen çalışma ile birleştirilemeyeceğini, zira iki işverenin birbirinden bağımsız olduğunu kabul etmiştir. Bu nedenle işçinin hangi işyerinde çalıştığı ve ne iş yaptığı açık şekilde belirlenmelidir. İşçinin fiilen yaptığı iş dışında başka bir iş için diğer bir işveren ile yapılmış bir sözleşme mevcut ise, bu sözleşmede belirtilen işte çalışmadığının anlaşılması durumunda gördüğü işin sahibi işverendir.

 Noterler Birliği ile noterlerde çalışanlar arasında hizmet akdi ilişkisi bulunmadığından kıdem tazminatı fonu nedeniyle Noterler Birliği işçinin işvereni veya işveren vekili sayılmaz. Siyasi partilerin il ve ilçe teşkilatları tarafından hizmet sözleşmesi yapılabilmesi için parti tüzüklerine göre merkez karar ve yönetim kurulunca ya önceden yetki verilmeli veya işe alma kararının sonradan onaylanması gerekir.

 Öte yandan eş ve çocukların Aile Hukuku çerçevesinde ve yükümlülüğü ölçüsünde yapmış oldukları hizmetler arada kurulan ilişkinin bir hizmet akdine dayanmaması nedeniyle ana babayı işveren durumuna sokmaz. Ancak, kocası veya karısı yanında ücret karşılığı çalışan kişinin eşi onu işverenidir.

  Özetle, bir iş ilişkisinde sadece mali ilişkiler ya da tamamen kişisel bağlılıklar iç içe girmiş olabilmektedir. İşverenlik tüzel ya da özel kişilik olması fark etmeden işçilerin mali isteklerine karşı her zaman sorumlu olmakla birlikte, ekseriyetle kişisel bağlılıktan kaynaklanan yetkilerini kullanmada ve yükümlülükleri ifa etmede yeterli kalamamaktadır. Bu yüzdendir ki, işverenler bu yetki ve görevlerinin yerine getirilmesini bir başkasına bırakmak zorunda kalabilmektedirler. İşte bu yetkilerle donatılmış kişi yani işveren vekili, işletme içindeki işi yürütme, yönetme ve işçilerin sair taleplerini karşılama görevini üstlenmiş bulunmaktadır.

  İşveren sıfatını kazanabilmek için sigortalı çalıştırmak gerekli ve yeterlidir. Sigortalı çalıştıranın başka nitelikleri onun işveren sayılmasını engellemez. Buna göre yalnız işletme, şirket, tüccar vb. değil, örneğin mühendis, doktor, mimar ve avukatın da işveren olması mümkündür.Aynı zamanda işverenin gerçek kişi olması da gerekmez. Bir özel veya kamu hukuku tüzel kişisi de (dernek, sendika, belediye vb.) sigortalı çalıştırdığı takdirde işveren sayılacaktır.





BENZER İÇERİKLER