İşveren Vekilinin Özellikleri Nelerdir?

  1. İşyerinde İşveren Adına Hareket Etmek

İşveren vekili tanımında en önemli unsur “işveren adına hareket etmek” tir. İşveren vekilinin hareket alanı işyeri ile sınırlıdır. İşyeri dışında işveren vekilinden söz edilemez. Bu yer yönüyle sınırlamadır. Her ne kadar işverenin bir kişiye işyeri dışında da geçerli olmak üzere bazı yetkiler vermesi, bu sıfatını etkilemez ise de, kural olarak işveren vekilinin yetkisi işyeri ile sınırlı olarak kabul edilmektedir.

Öte yandan, işveren vekilinin hareketlerini işveren adına yapması yani yetki ve sorumluluklarını kullanmasının işveren adına olması gerekir. Bu nedenle işveren vekiline bir temsil yetkisinin verilmiş olması gerekir. Bir başkası adına hareket doğrudan doğruya temsilin bir şartıdır. BK. M.32/1 gereğince temsilci tarafından “diğer bir kimse namına yapılan akdin alacak ve borçları o kimseye intikal eder”.

İşte bu hukuki sonuç İş Kanununun 1. maddesinin 3. fıkrasının ikinci cümlesinde açıklanan prensibin dayanağı teşkil eder. Bu hükme göre, “işveren vekilinin bu sıfatla işçilere karşı muamele ve yüklemlerinden doğrudan doğruya işveren sorumludur”. Bu nedenle işveren vekili, işveren nam ve hesabına hareket eden ve yaptığı hukuki işlemlerle onu alacaklı ve borçlu kılan kimse olduğundan “işveren vekili” kavramını “işveren temsilcisi” şeklinde anlamak gerekir.

Temsil yetkisi, işveren vekiline genel olarak işveren-işveren vekili arasındaki hukuki ilişkiye dayanarak yapılan bir sözleşme ile verilir. Bu sözleşme vekâlet akdi olabilir. İşveren vekili, işverene işin ve işyerinin yönetimi hususunda akdedilmiş bir vekâlet akdi ile bağlı olabilir. Bununla beraber aradaki temel ilişkinin muhakkak surette vekâlet akdine dayanması şart olmayıp bir hizmet akdi de olabilir. Bugün Borçlar Hukuku alanında öğreti, temsil yetkisi ile vekâleti birbirinden ayırmaktadır. Gerçekten vekâlet; yetkinin istinat edilebileceği yegâne iç ilişkisi değildir.

Bu nedenle temsil yetkisi vekâlet akdine değil bir iş sözleşmesine de dayanabilir. İş Hukuku alanında işveren vekâlet akdi ile değil iş sözleşmesi ile bağlıdır. İş sözleşmesiyle çalışan bir işveren vekili aynı zamanda işçi sayılabilir. Öğretide aynı kişinin hem işveren vekili, hem de işçi olabilmesi mümkün görülmektedir. Örneğin, bir posta veya ekip şefi veya ustabaşı işçilere karşı işveren vekili olmasına karşın işverenin işçisidir. Gerçekten İş Kanununun 2. maddesinin 5. fıkrasının ikinci cümlesinde de “işveren vekilliği sıfatı, işçilere tanınan hak ve yükümlülükleri ortadan kaldırmaz” denilmektedir.

İşveren vekiline temsil yetkisi, hizmet akdinin yapılmasından sonra da verilebilir. İşveren tarafından kural olarak işveren vekiline yöneltilmiş bir beyanla (iç temsil yetkisi) verilse de; işçilere ve üçüncü kişilere bildirme ve duyurma şeklinde (dış temsil yetkisi) tanınması da gereklidir. Dış temsil yetkisinin açık olarak işveren vekiline tanınması mümkün olduğu gibi, temsil yetkisinin varlığı zımnen irade emarelerinden de anlaşılabilir. Örneğin işyerindeki bir kimsenin işveren vekili gibi davranışı karşısında işverenin susması işveren vekilliğini gündeme getirebilir.

  1. İşin ve İşyerinin Yönetiminde Görev Almak

          - İşveren vekili işin ve işyerinin yönetiminde yetkili bir kişidir. Bu şartları taşımayan bir kimse işyerinde pozisyonu ne olursa olsun işveren vekili olarak kabul edilemez.

          - İşin ve işyerinin yönetiminde görev almak bir taraftan hareketin mahiyetini göstermekte; öte yandan içeriğiyle, ilgili sınırını çizmektedir. İşveren vekili kural olarak işi yapan değil, yöneten oluşu nedeniyle, “işçi” den; bu yönetmeyi kendi adına değil başkası namına yapması nedeniyle “işveren” den ayrılır. Şüphesiz “yönetme” yanında iş görülmesi işverene hizmet edilmesi, işveren vekili sayılmaya engel teşkil etmez.

        - Bir kimsenin “işveren vekili” niteliğini kazanabilmesi için, anılan koşulların kişiliğinde gerçekleşmiş bulunması gerekli ve yeterlidir. İşletme içindeki adlandırılış biçimi; bu konuda önemli değildir.

 Ayrıca; işveren adına hareket eden ve işin ve işyerinin yönetiminde görev alan kişilerin birden fazla olmasının da önemi yoktur. İş Kanunu işyerinde en yüksek emir verme yetkisine sahip olma şartı aranmaksızın işyerinde ”işveren adına hareket eden ve işin ve işyerinin yönetiminde görev alan” herkesi işveren kabul etmiştir. Bu, işyerinin büyüklüğüne ve iş hacmine göre değişik sayıda olabilir. Buna göre işyerinin tüm idaresini üzerine almış bir müdür veya şef yanında işyerinde belirli bir görev yüklenmiş olan bir ustabaşı da işveren vekili sayılabilecektir. Bununla birlikte, bir işyerinde çalışan birden fazla işveren vekilleri arasında derecesi, sahip olunan temsil yetkisinin kapsamına göre belirlenen bir astlık üstlük ilişkisi doğabilir.

 Yine belirtmek gerekir ki; bir kimsenin işveren vekili olup olmamasında, işin ve işyerinin Özel Hukuk veya Kamu Hukuku işverenine ait olmasının da önemi yoktur. Kamu kurumlarında çalışan bir kimsenin işveren vekili olup olmadığı her kurumun özel statüsüne göre belirlenir. Statü Hukukuna tabi olan kişiler dışında işveren hizmet akdi ile bağımlı çalışan bir kimse işçilere karşı işveren vekili, işverene karşı ise; işçi durumunda olabilir.

 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununa tabi olan konutlarda 10.6.2003 tarihinde 14. maddesi dışında yürürlükten kaldırılan 1475 sayılı İş Kanununun 5. maddesinin (e) fıkrası uyarınca Kanun kapsamına alınan kaloriferli konut kapıcıları ile çalışmasını aynı işverene veya aynı konuta hasreden konut kapıcılarının işvereni kat malikleridir. Apartman yöneticileri ise işveren vekili konumunda bulunmaktadırlar (1475 sayılı İş K. Ek m.1). Yasa uygulamasında, apartmanlarda 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununa göre tüm ortak yerler işyeri; tüm malikler işverendir. Buralarda çalıştırılan kapıcı kaloriferci de işçi; yönetici ise işveren vekilidir. İşverenler; işe giriş bildirge sigorta, prim bildirge ve bordrosu vermek primleri yatırmak yükümlerini, kendi nam ve hesaplarına işveren vekili olarak yönetici aracılığı ile yerine getirirler.

 Ancak 4857 sayılı İş Kanununun 4. maddesinde sayılan istisnalar arasında konut kapıcılarına yer verilmediğinden konut kapıcıları İş Kanunu kapsamına alınmış bulunmakla birlikte yeni yasada 1475 sayılı İş Kanunu’nun Ek.m.1 benzeri bir düzenlemeye yer verilmediğinden apartman yöneticilerinin yargı organlarında kat maliklerini temsil etmeleri kanımca artık söz konusu edilemeyecektir.





BENZER İÇERİKLER