Alt İşveren Kimdir?

  İşyerinde alt işverene iş verilmesi çalışma hayatının gereksinimlerinden biri ve hukuki dayanakları bulunan bir ilişki olduğu bilinen bir gerçektir. Ancak 1980’li yıllardan sonra ekonomik şartların etkisiyle de olsa alt işverenlere bireysel ve kolektif haklarının sınırlandırılması, kullanılamaz hale getirilmesinin yaygın örneklerinin bulunduğu yargıya intikal eden uyuşmazlıklarla da doğrulanmıştır. Yargıtayın tespitlerinde muvazaalı işlemlerin belirli ölçütlerle açıkça ortaya konulması ve hukuki sonuçları, önemli bir fren oluşturmuşsa da; yüksek mahkemenin görüşleri de dikkate alınarak asıl işveren-alt işveren ilişkisinin kötüye kullanılmasına fırsat yaratmamak üzere konun madde hükümleri arasına alınarak düzenlenmesi uygun görülmüştür.

 4857 sayılı İş Kanunu’nun 2. maddesinde “Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin, asıl işin bir bölümünde veya yardımcı işlerinde, işin gereği ve teknolojik nedenlerle iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu Kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur” denilmiştir. Öte yandan, yargı kararlarıyla işverenlerin bir tür işveren vekili gibi muvazaa yoluyla işçilerin haklarını sınırlamak için işi alt işverenlere vermelerini önlemek için anılan maddeye konulan son fıkrada “asıl işverenin işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırılmaya devam ettirilmesi suretiyle hakları kısıtlanamaz veya daha önce o işyerinde çalıştırılan kimse ile alt işveren ilişkisi kurulamaz. İşin gereği ve teknolojik nedenler dışında asıl iş bölünerek alt işverenlere verilemez. Aksi durumlarda alt işverenin işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılırlar” denilmiştir. Ancak Yeni İş Kanunu’nun tümünün görüşülmesinden sonra tekriri müzakere suretiyle ele alınan 2. maddesinin altıncı ve yedinci fıkralarında “doğrudan üretim organizasyonu içerisinde yer almayan yükleme, boşaltma, temizlik, yemek hizmetleri, odacılık ve çay hizmetleri, personel taşıma, güvenlik, teknik bakım gibi işyerinde yürütülen mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerde, asıl işveren-alt işveren ilişkisinin herhangi bir sınırlamaya tabi olmaksızın kurulabileceği hüküm altına alınırken; asıl işin bir bölümünde sadece işletmenin ve işin gereği, teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde işin taşerona verilebilmesine ilişkin kriterler getirilmiştir.

Gerçekten bu düzenlemeyle, asıl işverenler, ihtiyaç duydukları teknolojileri kullanma olanağına kavuşmaktadırlar. Böylece, işyerlerinde mal ve hizmet üretiminin ihtiyaç duyabileceği şartların kolaylıkla oluşturularak rekabet güçlerinin artırılması amaçlanırken alt işveren (taşeron) uygulamasının istismarın önlenmesine ilişkin sınırlamalar getirildiği ileri sürülerek İş Kanunu’nun 2. maddesinin 6 ve 7. fıkraları aşağıdaki şekilde düzenlenmiştir: Bir işverenden, işyerinde yürüttüğü mal veya hizmet üretimine ilişkin yardımcı işlerinde veya asıl işin bir bölümünde işletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işlerde iş alan ve bu iş için görevlendirdiği işçilerini sadece bu işyerinde aldığı işte çalıştıran diğer işveren ile iş aldığı işveren arasında kurulan ilişkiye asıl işveren-alt işveren ilişkisi denir. Bu ilişkide asıl işveren, alt işverenin işçilerine karşı o işyeri ile ilgili olarak bu kanundan, iş sözleşmesinden veya alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan yükümlülüklerinden alt işveren ile birlikte sorumludur. Asıl işverenin işçilerinin alt işveren tarafından işe alınarak çalıştırılmaya devam ettirilmesi suretiyle hakları kısıtlanamaz veya daha önce o işyerinde çalıştırılan kimse ile alt işveren ilişkisi kurulamaz. Aksi halde ve genel olarak asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı işleme dayandığı kabul edilerek alt işverenin işçileri başlangıçtan itibaren asıl işverenin işçisi sayılarak işlem görürler. İşletmenin ve işin gereği ile teknolojik nedenlerle uzmanlık gerektiren işler dışında asıl iş bölünerek alt işverenlere verilemez” denilmiştir.

Böylece yardımcı işler dışında asıl işin uzmanlık gerektirmeyen işlerinin muvazaa suretiyle alt işverenlere verilerek işçilerin iş güvencesi ve toplu iş sözleşmesi haklarını kullanmalarının önlenmesi yolunda önemli bir engel oluşturulmuştur. Gerçekten “işin gereği ve teknolojik nedenler” gibi içeriği net olarak ortaya konulamayan nedenlerin , “uzmanlık gerektiren işlerde” şeklinde bir gerekçeye dayandırılması yararlı olmuştur. Yasanın asıl vurgu yaptığı terim “ uzmanlık “ tır ve işletmenin gerekleri ile teknolojik nedenler uzmanlık kavramının açılımı olarak kabul edilmelidir. Buna göre, asıl işin uzmanlık gerektiren bölümü, asıl faaliyet konusuna dâhil olmakla birlikte, işverenin kendi uzmanlık alanı dışında kalan ve yabancı uzmanlık gerektiren işlerdir. Nitekim yardımcı işlerin devrinde bir sınırlama yoktur.

Asıl işin alt işverene devri mümkün olan bölümü, işin niteliğine göre teknolojik nedenle uzmanlık gerektiren iş ya da işletmenin gerekleri nedeniyle uzmanlık gerektiren iş olabilir. Sürdürülen faaliyete ilave işgücü desteği halinde ise işin bir bölümünün devrinden bahsedilemeyeceği için sakınca bulunmamaktadır.          

Öte yandan asıl işveren-alt işveren ilişkisinin doğumu için aranacak koşul asıl işin “bir bölümünde” asıl işverenin işçi çalıştırmayacağı, işçilerin bölünmesi suretiyle o işte hem asıl hem de alt işverenin işçi çalıştırmasının önlenmesi olacaktır.

 Ayrıca İş Kanunu’nun 3. maddesinin ikinci fıkrasında işyerini bildirme kapsamında “alt işveren, bu sıfatla mal veya hizmet üretimi için meydana getirdiği kendi işyeri için birinci fıkra hükmüne göre bildirim yapmakla yükümlüdür” hükmüne yer verilmiştir. Böylece asıl işveren-alt işveren ilişkisinin oluşması halinde, alt işveren; asıl işverenin işyerinde bir mal veya hizmet üretimine geçmek ve bunun için işçi ve diğer unsurlarıyla faaliyet göstermek üzere bir birim meydana getirdiği için, onun da kendi adına kurduğu bu işyeri için gerekli bildirimleri yapması öngörülmüştür.

 4857 sayılı yasanın 2. maddesinde “asıl işveren-alt işverenin ilişkisinin” tanımı unsurlarıyla birlikte açıklanmış, unsurlarında mevcut esaslar korunmakla birlikte, görüş ayrılıklarına sebep olan bir konu da kavram açısından daraltıcı etkiye sahip bir hüküm haline getirilmiştir. Buna göre, bir işyerinde yürütülen mal veya hizmet üretimine ilişkin “asli işin bir bölümünde” veya “yardımcı işlerinde” iş alan diğer işverenler, işçilerini sadece bu işyerinde çalıştırdıklarında asıl işveren-alt işveren ilişkisi doğmuş olacak, buna karşı işyerinde yürütülen asli ve yardımcı işler dışında iş alan bir işveren, örneğin işyerinde bir ek inşaat yapılması ya da bina onarım işini alan diğer işverenin alt işveren kapsamında nitelendirilmesi mümkün olmayacaktır. Ayrıca, asıl işverenin alt işverenden iş alabilmesi işyeri gereklerine ve teknolojik nedenlere bağlanmıştır. Öte yandan, bir işyerinde asıl işveren-alt işveren ilişkisinin doğumu için, asıl işin “bir bölümünde” iş alınmasının anlamının, aynı bölümde asıl işverenin artık işçi çalıştırmayacağı, işçilerin bölünme suretiyle bir kısmının asıl işverence, diğer kısmının alt işverence yürütülmesine madde düzenlemelerinin imkân vermediği konusunun da göz önünde tutulmasıdır. Asıl işveren-alt işveren ilişkisinin madde şartlarına göre doğmuş olmasının en önemli sonucu her iki işverenin, alt işverenin işçilerine karşı birlikte sorumlu olmalarıdır. Bu sorumluluk, alt işverenin işçisinin o işyeriyle ve orada çalıştığı süreyle sınırlı olup, alt işverenin işçilerinin İş Kanunundan, iş sözleşmesinden ve alt işverenin taraf olduğu toplu iş sözleşmesinden doğan hükümlerinden yükümlülüklerini kapsamaktadır. Mevcut düzenlemede toplu iş sözleşmesinden doğam yükümlülüklerden bahsedilmemekle beraber, yargı kararlarında ve doktrinde benimsenmiş bu yükümlülük maddede açıkça düzenlenmiştir. 





BENZER İÇERİKLER